Balkanlar’da Osmanlı İzleri – 3

Balkanlar’da Osmanlı İzleri – 1
Balkanlar’da Osmanlı İzleri – 2

Osmanlı kent yapılanmasının ana prensibi, kentin bölgelere ya da üç ana işlevsel gruba (konut, ekonomik ve din – kültür etkinlikleri) ait yapılara ayrılmasına dayanmaktadır. Kentlerdeki yol düzeni kentin kendi coğrafyasının izlerini taşımaktadır. Tamamen yeni bir Osmanlı kenti olan Saraybosna’da Doğu-Batı ve Kuzey-Güney yönlerinde sürekliliğini koruyan yol ağları kentin genel yapısını oluşturmaktadır. Osmanlı kent mimari ve dağılım açısından dağlık bölgeden ovaya geçen, bunun avantajlarından sonuna kadar yararlanan bir dağ eşiği kentidir.¹

Başçarşı, Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’nin etrafında kurulmuştur. Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’nin yapılış tarihi XVI. yüzyılın ortalarıdır. Külliye; cami, medrese, hanikâh, bedesten, hamam, imaret, han, şadırvan, saat kulesi, sebil, çeşme, hazire ve türbelerden oluşmaktadır. Cami, Külliyenin en önemli ve zarif binalarından birisidir. 1531 yılında Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılmıştır.

Oldukça büyük bir kubbesi ve tek şerefeli bir minaresi vardır. Caminin arka tarafında talebe odaları ve hazire, batısında yine küçük bir hazire, avlunun ortasında ön tarafta şadırvan, doğuda ise Gazi Hüsrev Bey ve vakfın mütevellisi Murad Bey’in medfun olduğu türbeler yer alır. Bitişik olarak inşa edilen türbelerden büyük olan Gazi Hüsrev Bey’e diğer küçük türbe ise Murad Bey’e aittir.

Medrese ve hanikâh ise günümüzde caminin avlusu dışında kalmıştır. Caminin kuzeyinde yer alan medrese Osmanlı döneminde Bosna’da inşa edilen açık avlulu medreselerin ayakta kalabilmiş en eski ve en önemli örneklerindendir. Balkanların en büyük camisi olan Gazi Hüsrev Bey Camisi Bosna Savaşı sürecinde otuz kez bombalanmış olmasına karşın; günümüzde müze ve sergi salonu olarak kullanılmaktadır.

Hanikâh medrese ile aynı avlu içerisinde yer alır. On beş oda ve bir semahaneden oluşan yapının ortasında şadırvanlı ve revaklı bir avlu bulunmaktadır. Saat kulesi, bedesten, han, imaret doğu tarafta avlunun dışında yer alır. Çeşme avlunun kuzeydoğu köşesindedir. Hamam, Çekrekçi Muslihiddin Ağa Camii’inden batıya doğru giden cadde üzerindedir. Diğer binalara nispeten Başçarşı’nın dışarısında yer alan hamam külliyenin en uzak unsurudur.²

Boşnaklar, Katolikler, Ortodokslar ve 1492 yılında İspanya’dan sınırdışı edilerek Saraybosna’ya yerleştirilen Sefard Yahudileri Başçarşı’da hoşgörü ve farklı kültürleri harmonize ederek, güzel bir uyum içinde birlikte çalıştılar ve yaşadılar. Bu uyum kültürel çoğulculuk adına da olumlu zemin hazırlamıştır. Bosna Krallığından, Osmanlı İmparatorluğuna veya Bogomillikten İslam’a dinlerarası değişimlerin yaşandığı Saraybosna’da 400 yılı aşkın süredir sahip olunan su sağlama sisteminin varlığı, birkaç nadide Avrupa şehrinden biri olmasını sağlamıştır, Evliya Çelebi’nin tespitine göre; 17. yüzyılda 110 civarında içme suyu çeşmesinin var olduğunu belirtmiştir.

Başçarşının yıldızı niteliğini taşıyan Sebil, Saraybosna şehrinin en önemli çeşmelerinden birisidir. Sebil; Osmanlı İmparatorluğu zamanında; 1753 yılında Hacı Mehmet Kukavica tarafından yaptırılmıştır. Sebilin hemen yanı başında diyebileceğimiz Miljacka nehrinin kıyısında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu zamanında inşa edilen Ulusal Kütüphanesi Vijeçnica yer almaktadır. Başçarşı meydanından bakır eşyalarının üreticileri ve tüccarları ile ünlü Kazanciluk’a gidilir.

Kazanciluk’un komşusu sayılabilecek Başçarşı camisi 1530 yılında yapılmıştır. Başçarşıda bulunan sokakların her biri farklı el sanatları ustalarının ürettiği ürünlerin satıldığı mekanlar ile doludur ve sokak isimleri, el sanatları ustalarının ürettiği ürünlerin isimleri ile tariflenmektedirler. Tüccarların zenginliği şehre girip çıkarken kervanlarının uzunluğu ile ölçülürdü.

Kervanın başında bulunan insanlar dinlenirken, sondakiler de şehrin en doğu kısmında bulunan Keçi köprüsünden geçmekteydiler. 109 metre uzunluğundaki Gazi Hüsrev Bey Çarşısı (Bezistan’ı) kentin en önemli pazarlarından biri olma özelliğini taşımaktadır. Bosna-Hersek’te tarihi boyunca karşılık beklemeden en güzel mimari örnekleri şehirlere bir oya gibi işleyen Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir devlet yapısı görülmemiştir.

Bosna Evi

Osmanlı döneminde Bosna-Hersek’te başlıca üç ev tipi bulunmaktaydı. Bosna’daki Osmanlı evlerini diğerlerinden ayıran en önemli özellik, kullanılan yapı malzemeleriydi. Daha uygun bir terim olmadığı için oriental diyebileceğimiz tarzdaki evlerde alçak, kare taban üzerindeki piramit şeklinde çatılar kiremitle kaplıdır. Üzeri açık veranda ev kompleksinin içinde bulunan bir bahçeye ve duvarlarla çevrili parke taşlı bir avluya bakmaktadır. Bu tip evlere Saraybosna ve Foça‘da rastlanır.

Bosna yerel mimarisinin en güzel örnekleri arasında, içi tamamen dekore edilmiş olan ve 17. yüzyılda inşa edilen Saraybosna’daki Svrzina evi, yine aynı şehirdeki Cercelez ve Suburina evleri, Foça’daki Avdagiça evi ve diğer birçokları sayılabilir. Kuzey ve Orta Bosna’daki Müslüman evleri, hem İslam hem de Alp dağlarındaki ülkelerin etkilerini taşırlar. Kaide olarak bu ev kapalı, sağlam ve bir yapıdadır. Yüksek çatı keresteden yapılmıştır ve küçük tahtalarla kaplıdır.³

Svrzina Kuca (Svrzina Evi): Zengin ve Bey evlerinin aile hayatını teşkil eden ilk mimari örnektir. Aile hayatını sokak yaşamından ayıran, yüksek duvarlarla çevrili XVIII. yüzyıldan kalma bir yapıdır. Günümüzde Saraybosna Müzesinin mülkiyetindedir. Bosna konut mimarisinin en iyi derece korunmuş örneğini temsil eder.

Cercelez Evi: Sagrdzije mahallesinde Sayabosna’daki en eski ev olarak kabul edilen ve zengin esnaf evlerinin örneğini teşkil etmektedir. En ünlü ve destansı halk karakteri kahraman Ali Cercelez’in yaşadığı ev olarak bilinir.

Bosna evi duvarlarından sarkan sarmaşıklar, evleri ve sokakları en naif şekli ile sarmalar. Evlerin konumu mümkün mertebe en güzel manzaralı ve su kaynaklarına yakın yerlerde inşa edilmekteydi. Mahallerin, avluların ve bahçelerin güzellikleri ve temizlikleri ile hayranlık uyandıran bir yapıya sahiptir.

Avlularda; çeşme, güller ve şimşirler vazgeçilmez öğeler arasındadır. Evlerin içleri; çok sayıda ve gösterişli objelerin dışında; çeşitli kumaş ve Boşnak kilimleri, büyük ve en iyi ustaların ellerinden çıkmış aynalar, altın, gümüş ve bakır kaplar, oymalar ile süslü tahta görseller ile özel olarak düzenlenmekteydi.

Bosna evinin en önemli özelliği, suyun hayat kaynağı olduğunu ispat etmeye çalışırcasına; su kaynaklarına en yakın yerlerde inşa edilme çabası, avlularda çeşmenin vazgeçilmez öğe oluşu ve her evin oturma odasının özel bir bölümüne veya yatak odalarına yerleştirilmiş birden fazla banyonun varlığıdır.

Osmanlı Devleti’nin her bölgesinde yerleşim alanları olarak seçilen bölgelerde; kendi camileri –hatta kilise ve sinagogları– okulları, dükkanları, mahallenin kimliğini oluşturan, karşılıklı yardımlaşmayı teşvik eden, topluluk ruhunun yaşatılması adına gerekli tüm sosyal yaşam alanlarını içeren unsurlar mevcuttur. Bölgenin iklimine uygun olarak inşa edilen ve Osmanlı yerleşim mimarisinin en somut örneklerinden biri olan Bosna-Hersek’teki Osmanlı evi, değişik tarih ve geleneklere sahip insanlar arasındaki kültürel alışverişi, harmoniyi sembolize ederken, aynı zamanda Osmanlı-Müslüman toplumunun karakterini, İslam dininin hayat sistemini, yaşamsal kesitlerini de betimlemektedir.

Mahalli ve yerel ustaların çalışmaları ile mimari geleneklerin en güzel örneklerinin yansımasıdır. Balkan halkına ait ve hayata dair, her duygunun dokunaklı anlatımıdır. Osmanlı’ya özgü; avlusu, çardaklı bahçesi, aşık penceresi, kapıcığı vs. olan evlerden oluşan mahallelerin ve kent birimlerinin ortaya çıkması, Bosna Evinin konusunu ve fonunu oluşturmaya başlar. Bosna Evlerinin inşa edilmesi, Osmanlı’nın Bosna’ya gelişinden yaklaşık 50 yıl sonra, yani 16. yüzyıl başlarında olduğu varsayılır.

Bosna-Hersek’te bulunan tipik bir Müslüman evinin ayırıcı özelliği, 2-3 cm kalınlıkta, geniş kayağantaş ile kaplı çatısıdır. Doğu ve Batı arasında vuku bulan çatışmalara sahne olan Bosna-Hersek, belki de dünyadaki bütün bölgelerden daha uzun süre iki dünyanın barış içinde bir araya geldiği alan olmuştur. Bosna-Hersek’te kendine has bölgesel bir mimari üslubun meydana getirilmesinde rol oynayan en önemli unsurlar şunlardır:

  • Hakim din olan İslam ve onunla ilgili adetler,
  • Osmanlı İmparatorluğunun bütün topraklarında sosyal ve iktisadi ilişkilerin benzerlik ve uyum içinde olması,
  • Tek tek bölgelerdeki sosyal şartlar ve uygulanan ekonomik düzen ile bu bölgelerin mukayeseli refah seviyeleri,
  • Belirli bir ekonomik düzenin gerektirdiği belirli bir şehir organizasyonu,
  • Tabii çevreyi koruma ve geliştirme eğilimi,
  • Evin zeminin standart planı,
  • İslam mimarisiyle ilgili özel detaylar ve ev halkının kullandığı eşyalar,
  • Belirli coğrafi şartlar: Kara veya Akdeniz ikliminin hüküm sürmesi, daha açık bir ifadeyle, yağış miktarı ve cinsi, çatı cinsinin ve topografik şartların gelişmesini, jeolojik özellikler ve toprağın cinsi ise yapı malzemelerinin seçilmesini etkiler.
  • Esas olan yerli ustalar ile yerli malzemeler ve yapı teknolojisinin kullanılması,
  • Müslümanlar ve Hıristiyanların ortak bir hayatı paylaşması,
  • Osmanlı öncesi ve Osmanlı döneminde Dubrovnik’ten gelen ustaların yapı faaliyetleriyle uğraşmaları.

Bu şekilde oluşan kendine has bölgesel ev mimarisi, tarihi anıtsal yapıların arasında yerini almıştır. Bu mimari eserler fiziki boyutlar bakımından mütevazi olmakla beraber, tarihi yapıların özelliklerinden de etkilendikleri için, halkın kültür tarihi için önem taşımaktadır. Farklı inanış ve farklı yapıdaki insan topluluklarının bir arada uyum içerisinde yaşar iken, bir yandan da farklı geleneklerin ve çeşitli kültür tesirlerinin alışverişinin simgesini ifade etmesinden dolayı da fiziki boyutları bakımından mütevazi gözükseler de, Balkan halkının kültür tarihi adına önemli sayılabilecek anlamlar ifade etmektedir.

¹ Uştipak’tan Sevdalinka’ya Boşnaklar, Adana Bosna Kardeşlik Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Adana: Yazıcı Baskı, 2007, s.125.
² Ahmet Kuş, “Saraybosna’nın Kalbi – Başçarşı”, www.kto.org.tr, Erişim Tarihi: 30.07.2009.
³ ”Bosna – Sancak’tan Mektup”, Pendik Bosna-Sancak Yardımlaşma ve Kültür Derneği Yayın Organı, Eylül 1998, sayı: 4. S:14.

Sibel Akova – Dr. Kemal Gani Bayraktar

Ekleyen: - 08 Aralık 2011. Kategori: BALKANLAR,Sibel Akova,YAZARLAR. Bu yazıya yapılan yorumları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Balkanlar’da Osmanlı İzleri – 3 için yapılan yorumlar

  1. Hasan GÜL Cevapla

    08 Aralık 2011 - 14:07

    Yazı serisi ile bilgilerimiz arttı. Kastamonu’nun inebolu ilçesinde de çatılar kayağan (kayrak taşı) ile kaplıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>